Merhaba!
Uzun bir aradan sonra nihayet yıllık iznimi kullandım. İmkanım el verdiğince gezmeye çalıştım. İşin verdiği stresten uzaklaştım, kafamı az da olsa boşalttım, görüntüsünü kaybettiğim pozitif hayat penceresinin kıyısından yakalamak için çabaladım (ama yakaladım diyebilir miyim bilemiyorum), ayaklarım kopana kadar yürüdüm, bol bol fotoğraf çektim, güneşi gördüm ve D vitamini depolarımı doldurmaya çalıştım… 
Önce biraz oksijen alayım biraz yürüyeyim de ayaklarım açılsın dedim. Bu sebeple “bankacı poposu” olma yolunda ağır ve emin adımlarla yürüyen popoma karşı bir hareket başlattım. Bütün sene oturdun, yer yüzü görmek yok sana diyerek cezalandırdım kendisini. İlk durak olarak da dağlara ve göllere vurdum kendimi.
Yedigöller; evet mevsimi değil fakat şimdi bile güzel. Hava da şansıma güzeldi. Bütün sene kar göremeyen ben, tepelerde az da olsa kar gördüm. Doğa bu. Her mevsim ayrı güzel. Yedigöller’ in mevsimi olmasa ne olacak. Mis gibi temiz havayı içime çekip geldim. Sonbaharda yine giderim belki o muhteşem renkleri görmek için kim bilir?


Arkasından bir de Eskişehir patlattım hoş oldu. Bilet aldığım treni bir dakikayla kaçırmasaydım daha bir hoş olurdu ama niyetine girmişken kaçan tren mi mani olacak bana dedim bir sonraki trene bindim. Yaşanacak şehir. Vize haftası olmasına rağmen her yer cıvıl cıvıldı. Temiz, düzenli, hareketli. İnsanları sıcak kanlı, konuşkan. (Durakta başka bir amcaya durup dururken “öküzün trene baktığı gibi ne bakıyon!” diyerek bağıran amca hariç). Kafama göre iş bulsam gider yerleşirim o derece. 
Yedigöller için değil ama Eskişehir için daha önce gitmemiş olanlara birkaç tavsiyem var. Müzeleri mutlaka gezin. Hepsi birbirine yakın ve ucuz. Ama bizim gibi tren garından Odunpazarı’ na yürümeyin, normal insanlar gibi minibüs ya da taksi kullanın. Gezmek için bir gün yeterli aslında ama bence onu iki gün yapın ve bir gece konaklayıp dinlenerek gezin. Erken varırsanız ya da bir gece konaklarsanız Porsuk kenarındaki River’ da kahvaltı yapın. Biz yürümekten geberdiğimiz için yapamadık ama bisiklet kiralayın. Haller gençlik merkezine gidin. Varuna Gezgin Cafe del Mundo’ ya gidin içine bir göz atın, fotoğraf çekin, sangria için. Öğle ya da akşam yemeği için de Atlıhan El Sanatları Çarşısı karşısındaki tarihi köftecide Balaban Köftesi yiyin.
İnönü Savaşları sırasında Batı Cephesi Komutanı olan İsmet Paşa’ nın konaklayıp karargah olarak kullandığı Kurtuluş Müzesi’ ne gidin. Restore edilen konağın duvarlarındaki o muhteşem orjinal resimlere bakın. Özçekim odasında Ulu Önder’ le bir selfie çekin. Dönem karikatürlerine ve gazetelerine göz atın. Bence en yaratıcı bölümü özçekim odası. Atatürk ve Milli Mücadele görsellerinin karşısına geçerek yeşil fon ile fotoğraf çekiyorsunuz, sonra anında e-posta adresinize gönderebiliyorsunuz. Müze görevlilerini de söylemeden geçemeyeceğim. Kapıdan girer girmez karşılayıp, müze hakkında bilgiler vererek eşlik ediyorlar. Başıboş bir şekilde gezmemiş oluyorsunuz.
İçimdeki çocuk ölmedi diyorsanız Sazova Parkı’ na gidin Masal Şatosu’ nu görün. Parkın içinde Sabancı Uzay Evi ve hayvanat bahçesi de mevcut. Arzu ederseniz onları da gezin. Çoğu müze genellikle Pazartesi günleri kapalı onu da söylemiş olayım. 

Kahvaltı için önerdiğim mekanın konumunu buraya bir yere bırakırım. Diğer bütün yerleri haritadan ismini yazarak kolaylıkla bulabiliyorsunuz zaten. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!


River Garden Adres: Hoşnudiye Mahallesi, Köprülü Sk. 2/A, 26000 Tepebaşı/Eskişehir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir