Merhaba, merhaba!
Biraz karamsar biraz umutlu son yazımdan sonra bu sanırım biraz daha karamsar olacak. Çünkü hiç beklemediğim şeyler oldu ve bundan son derece rahatsızım. Son yedi günüm bilfiil kara kara düşünmek deyiminin hakkını vererek geçiyor. Neden mi? Gelin dertleşelim biraz. Ya da ben dert yanayım siz okuyun. Ya da okumayın bana ne?
Öncelikle isteksiz bir şekilde kendimi her şeyin güzel olacağına dair inandırmaya çalışıyordum ki 2018 son gününde bana şöyle gelişigüzel bir patlattı. Bende ister istemez patlamış bulundum. Sudan çıkmış balık misali ne yapacağım nasıl davranacağım derken her şey birbirine girdi. Bundan mütevellit yoğun belirsizlik ve çok miktarda can sıkıntısıyla baş başa kaldım. Belki ilk günkü kadar yoğun değil bu his ama şu an da hala geçmiş değil. Ne mi oldu buyurun anlatayım;
Zaten halihazırda işinden memnun olmayan, sürekli söylenen, başka bir yer bulsam bırakıp gideceğim diye yakınan beni, daha altıncı ayımı yeni doldurduğum ve tam anlamıyla yeni alışıp-kaynaştığım şubemden aldılar ve belirsizliğe doğru fırlattılar.  Umurlarında mı? Sanmıyorum. Ama olacak. (Şuraya sinsi bir gülüş koydum farzedin.) Neymiş efendim İstanbul’ da insanlar 3-4 vasıtayla işe gidiyorlarmış. Bende gidebilirmişim. Tabi canım tabi giderim. Midem ve yaptığım sinir stres izin verirse tabi ki giderim. Sonuç olarak işe gidemiyorum. Neden çünkü beni hasta ettiler. Ruh hastası oldum. Ama bir bakımdan da iyi oldu bol dinlenmeli bedavadan tatil yapıyorum. Güzel oluyor. 
Derdin en hası yukarıda yazdığımdı. Amma ve lakin bunun üstüne tuzu biberi oldu diyeceğim iki olay daha başıma geldi onlar biraz fazla özel o yüzden buradan o konulara giremeyeceğim ama göndermek istediğim mesajlar var yerine ulaşırsa güzel olur.
Öncelikle başıma gelen her şey genelde iyi niyetimden ve gereksiz yere, gereksiz kişilere, gereğinden fazla olacak şekilde anlayışla yaklaşmamdan kaynaklı oluyor. Yani ben “yine” hiç ama hiç haketmeyen, kendi gölgesinden korkan birine çok fazla anlayışla yaklaşarak zamanında haddini bildirmediğimden dolayı başımın ağrımasına sebep oldum. Haddini hiç bildirmedim diyemem ama yeteri kadar etkili yapamamışım ki en stresli dönemimde kısa süreli de olsa zihnimi meşgul etmesine sebebiyet verdim. Tabi bütün hatayı karşı tarafa yüklemiyorum. Hiç bir zaman öyle yapmadım. Hatta bu gibi durumlarda önce kendime kızar sonra başkasına kızarım.  Ama bu son olay gerçekten son olacak. İnsanoğlu çünkü çiğ süt emmiş diye boşuna demiyorlar. Fazla yüz verdin mi tepene çıkar sonra bir de haksız duruma düşersin. Bundan sonrası için umarım tekrarlanmaz çünkü her yeni olayda kontrolümü fazlaca kaybediyorum. Zapt edilmem zorlaşıyor. Benim için sıkıntı yok. Sevdiklerim benimle uğraşmak zorunda kalıyor. Bakın akla gelen başa da geliyor. O yüzden bazı şeylere/kimselere çok fazla şans tanımayın. Ve başkasına saldırmadan önce durup kendinize bakın. Bakın ki saldırdığınız kişiler en müsait zamanda dönüp sizinle uğraşmasın. 
Gelelim bir diğer konuya; hayat gerçekten çok tuhaf. Zamanında anlaşamadığınız, belki sevmediğiniz, belki de nefret ettiğiniz birini gün gelip sevebiliyorsunuz. Çok saçma değil mi? Tutarsızlığın babası hatta. Bence çok saçma ama oluyormuş be! Karşımıza neyin, ne zaman, ne şekilde çıkacağı hiç belli değil. O yüzden ne yapıyoruz. Gerekirse koca bir somun ekmeği tek seferde ağzımıza sokuşturuyoruz ama peşin hükümlü konuşmuyoruz. Ne kadar az o kadar öz politikasıyla ilerlediğim arkadaş eleme konusunda resmen nokta atışı yapmışım. Canım dediklerim hep yanımda sağolsunlar. Bu sefer enteresan tarafı hiç ummadığım insanların da yanımda olması. Var olsunlar. Teşekkürü bir borç bilirim. Emin olunuz ki bundan sonra her şey farklı olacak. 
Şimdi söylemek istediklerimi söyledikten sonra yazımı bitirmeden önce bir de şunu eklemek istiyorum. Başımıza gelen her şeyin bir sebebi, bize iletmek istediği bir mesaj vardır. Önemli olan durup mesajlardan anlam çıkarıp, çıkardığın anlamları heybene katıp yoluna devam etmekte gizlidir. Hepimiz insanız. Başımıza kötü şeyler, istemediğimiz olaylar gelebilir. Ani kararlarla düşünmeden hareket etmek yerine önce durup düşünmekte fayda var. Bununla ilgili olarak sanki başıma geleceklerin habercisiymiş gibi bir mesaj bile aldığımı farkettim durup düşündüğümde. Kendisini daha detaylı ve hakkını vererek yalnızca tek bir yazıda sizinle paylaşmak isterim fakat aldığım mesajı şu an paylaşmak daha doğru olur. YouTube’ da gezerken Rüzgar Mira Okan ile tanıştım bir süre önce. İyi ki de tanışmışım. Yeni videolarını dört gözle bekliyorum. Dönüp dönüp diğerlerine bakıyorum. Yeni yıla girerken paylaştığı videosunda (2019 Yeni Yıl Yeni Bir Sen) demişti ki;
Yağlı boya hayat gibidir. Daha doğrusu kanvasın üstüne yağlı boya ile resim yapmak 
hayat gibidir. Diyelim ki fırçanıza bir siyah boya aldınız ve istemediğiniz bir şey oldu
ama orada siyah var. Eğer onu o anda beyazla düzeltmeye çalışırsanız grileşir. Ama eğer ki
siyahın kurumasını bekleyip, kuruduktan sonra üstüne beyaz sürerseniz, tekrar bembeyaz olur
.”
Evet istemediğimiz şeyler olabiliyor, ama kendimize biraz izin verirsek, üstünden biraz 
zaman geçmesini beklersek tekrar tekrar istediğimiz şekle bürünmesini sağlayabiliriz. Ben bu dersi aldım heybeme attım yürümeye devam ediyorum.
Ve şunu da unutmamalıyız ki; dibe vurduktan sonra gidebileceğimiz tek yer yukarısıdır.
Hadi baay!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir